Araştırma notu / bir sorunun doğuşu
Yeni Bir Sorunun Doğuşu
Bazı anlarda bir soru önce açık bir fikir olarak ortaya çıkmaz.
Bir tanıma anıyla gelir.
O anda mesele henüz bir yöntem formüle etmek değildi. Herhangi bir şeyi kanıtlamak da değildi. Başlangıç noktası daha basitti: yapay zekâ mimarilerinin bazı işlevsel katmanlarını keşfederken, bir şey gülümsetti.
Teknoloji birdenbire daha iyi anlaşıldığı için değil.
Dünyaya bakmanın tanıdık bir biçimi başka bir yerde yeniden beliriyor gibi göründüğü için.
Bu yalnızca “işte bir yapay zekâ böyle çalışır” değildi.
Daha çok şuydu: “Uzun zamandır taşıdığım bir soru biçimini tanıyorum.”
Ve içsel an şuna benziyordu:
Ama yıllardır aradığım şey tam da bu.
O anda beliren şey bir sonuç değildi. Bakışın yön değiştirmesiydi.
Alanları, sözcükleri, disiplinleri ya da teorileri doğrudan karşılaştırmak yerine başka bir soru daha önemli hale geliyordu:
Bu öğe bütün içinde hangi işlevi yerine getiriyor?
Bu soru zemini değiştirdi.
“Bu aynı şey mi?” diye sormuyordu.
“Kim kimi doğruluyor?” diye sormuyordu.
“Bu öğe burada ne yapıyor?” diye soruyordu.
Hangi yeri tutuyor? Hangi işlevi mümkün kılıyor? Neyi gözlemlemeye imkân veriyor?
O anda bir formülasyon belirdi:
Artık disiplinleri karşılaştırmıyoruz.
İşlevleri karşılaştırıyoruz.
Bu cümle bugün hâlâ önemini korur; tam da bir doğuşu anlattığı için. Araştırmanın önce sözcük benzerlikleri aramayı bırakıp rollere, hareketlere, etkilere ve koşullara bakmaya başladığı anı gösterir.
Ancak o zamandan beri soru evrildi.
O zaman sezgisel olarak formüle ettiğimiz şey bugün daha fazla ayrım gerektiriyor.
İşlevleri karşılaştırmak bir eşdeğerlik kurmak anlamına gelmez. Farklı alanlardan gelen iki öğe, birbirinin aynısı olmadan, birbirini karşılıklı olarak doğrulamadan ve aynı kanıt çerçevesine ait olmadan yakın işlevler yerine getiriyor gibi görünebilir.
Bu nedenle laboratuvar bugün birkaç koruyucu ilke formüle eder:
İşlevsel benzerlik eşdeğerlik değildir.
Analoji doğrulama değildir.
Çeviri kaynaşma değildir.
Hipotez sonuç değildir.
Disiplinler arasında ortak bir yapı varsayılmaz. İşlevsel paralelliklerin incelenmesi, belgelenmesi ve sınanması gerekir.
Bu nedenle, bu hikâyede yapay zekânın rolünü de netleştirmek gerekir.
Araştırma nesnemiz yapay zekâ değildir.
Yapay zekâ sorunun ortaya çıkışında rol oynadı. Bir gözlem alanı işlevi gördü: bazı mimarileri, çalışmamızda katmanlar, işlevler, roller ve etkileşimler açısından bakma biçimini görünür kıldı.
Ama araştırmanın genel nesnesi o değildir.
Önemli hale gelen şey, onun içinden açılan soruydu.
Bugün bu çalışmaya geçici bir formülasyon eşlik ediyor:
“Anlama” dediğimiz şeyin ortaya çıkma koşulları nelerdir?
Bu formülasyon açık kalır.
“Anlama” ile neyi kastettiğimiz henüz netleşmiş değildir. Gelecekteki gözlemler, bugün bu terim altında toplanan birkaç farklı olguyu ayırt etmeye ya da araştırma nesnesini başka türlü yeniden formüle etmeye götürebilir.
Belki koşullardan söz etmek gerekecek.
Belki geçişlerden.
Belki işlevlerden.
Belki eklemlenmelerden.
Belki de hâlâ tek bir sözcükle fazla hızlı adlandırdığımız birkaç ayrı olgudan.
Bunu şimdi karara bağlamıyoruz.
Daha ihtiyatlı biçimde söyleyebileceğimiz şey şudur: bir soru doğdu. Hâlâ geçici olarak “anlama” dediğimiz şeye katkıda bulunabilecek koşulları, geçişleri, işlevleri ya da eklemlenmeleri, bu olguyu — ya da bu olguları — çok hızlı biçimde bir modele, bir disipline, bir teknolojiye ya da tek bir açıklamaya indirgemeden nasıl inceleyebiliriz?
Çünkü yeni bir anlama biçimi bazen sözcükleri karşılaştırmayı bıraktığımızda ortaya çıkabilir...
...ve işlevleri karşılaştırmaya başladığımızda.
Doğan soru budur.
Ve bu yüzden onu gözlemlemeye devam ediyoruz.
🍅 Not alırız. Gözlemleriz. Çeviririz.